Menu

TÜP BEBEK TEDAVİSİ KISACA NEDİR ?
Tüp bebek tedavisi, kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özel iğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesi mantığına dayalı işlemlere verilen isimdir.


Tüp Bebek tedavisi uygulanacak hastalara kadın yaşı, yumurtalık rezervi, kan hormon değerleri ve boy/kilo oranına göre uygun bir tedavi protokolü ve ilaç dozu belirlenmektedir.

Uzun tedavi protokolünde önce yumurtalıkları baskılayıcı hormonlar burun spreyi veya cilt altı iğnesi şeklinde yaklaşık 10-12 gün süre ile uygulanır. Hastanın adet görmesi ile birlikte tedavinin ikinci bölümüne geçilir ve ortalama 8-10 gün süreyle yumurta gelişimini sağlayacak hormon tedavisi uygulanır. Ardından da yumurtalar toplanır.

Kısa tedavi protokollerinde ise yumurta gelişimini sağlayacak ilaçlara adetin 2. veya 3. gününden itibaren başlanmakta,yumurtalığın kendi salgıladığı hormonları kontrol etmeye yönelik baskılayıcı ilaçlar ise tedavinin ileri günlerinde bu tedaviye eklenmektedir.

Hastalar kan hormon düzeyleri ve vajinal ultrasonografi ile izlenerek foliküller uygun büyüklüğe ulaştığında insan koryonik gonadotropini yani halk arasında bilinen adıyla yumurta çatlatma iğnesi verilir ve 33-36 saat sonra da yumurta toplama işlemi yapılır. 

Bu işlem hastaların ağrı duymaması için anestezi altında yapılmakta ve ortalama olarak 10-15 dakika sürmektedir.

Yumurta toplanmasından sonra 2-5 gün içinde seçilecek embriyolar, rahim ağzı ince bir kateter yardımı ile geçilerek rahim içine transfer edilecektir. Embriyo transferi ağrısız bir işlem olup ultrasonografi eşliğinde uygulandığı için hastalarımız tarafından da izlenebilmektedir. Embriyo transferini takiben yaklaşık olarak 30-45 dakika yatak istirahati sonrası hastalarımız evlerine gönderilmektedir.

 Tüp Bebek konusunda Doç. Dr. Selman Laçin 'e Danışmak için tıklayın  

ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYAN ÇİFTLERDE TEK TEDAVİ YÖNTEMİ TÜP BEBEK MİDİR ?

Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en kolay şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. 

Tedavi yöntemleri; en kaba sınıflamayla tüp problemlerinin cerrahi olarak tedavisi, yumurtlama uyarısı ve takibi, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

 Tüp Bebek konusunda Doç. Dr. Selman Laçin 'e Danışmak için tıklayın  

KISIRLIK TEDAVİSİ İÇİN NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR ?

Genel olarak eslerin herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl boyunca gebe kalamaması durumunda doktora müracat etmeleri önerilir. Ancak günümüzde daha geç yaşlarda evlenme oranı arttığında kısırlıkla ilgili şüphesi olan erkeklerin üroloji uzmanına müracaatı önerilir. Mutlaka çiftler eşleri ile birlikte muayeneye gelmelidirler. Erkeklerde genel fiziksel muayenenin yanı sıra gerekli hormon tetkikleri, gerekli ise genetik incelemeler ve mutlaka geçmişte yapılmış dahi olsa merkezimizde semen analizinin tekrar incelenmesini gerekmektedir.

BAŞVURUDAN SONRA UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRESİ NE KADARDIR ? 

Kadın ve erkeğin ön incelemelerinin yapılması için kadının adet bitimindeki hafta ve erkeğin de 3-5 günlük cinsel perhizde olduğu dönem en uygundur. İlk değerlendirme için 2 gün zaman ayırmak yeterlidir. Test sonuçları takip edilerek doktorlar tarafından yapılan ortak konsültasyonda çift için gebelik şansının en yüksek olduğu tedavi yöntemine karar verilir. Tedavinin hastanede geçen süresi yaklaşık 15 gündür.

 Tüp Bebek konusunda Doç. Dr. Selman Laçin 'e Danışmak için tıklayın  

TÜP BEBEK TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER ?

Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması ve döllenmesi, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasını gerektirecek bir uygulama gerçekleştirilmemektedir. 

Yumurta gelişimi süresince çoğu zaman gün aşırı ve nadiren günlük kan tahlili ve ultrasonografı incelemesi takipleri sürdürülecek, takip boyunca hastanede geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısa tutularak günlük çiftlerin günlük hayatının ve programlarının etkilenmemesine çalışılacaktır. Yumurta toplama ve embriyo transferi işlemleri ise hastanede yatmayı gerektirmeyecek oldukça kolay işlemlerdir. Genellikle tüm bu süreç 15 gün civarındadır.

 Tüp Bebek konusunda Doç. Dr. Selman Laçin 'e Danışmak için tıklayın  

TÜP BEBEK UYGULAMASI İÇİN YAŞ SINIRI VAR MIDIR ?

Adetin 3. gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografide görülen yumurtalık kapasitesi yumurtalık fonksiyonlarınızın uygun olduğunu gösterir ise 45 yaşına kadar tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir. Ancak 38 yaş ve üstü kadınlarda uygulama yapılırken preimplantasyon genetik tanı yöntemi ile embriyolarınızın kromozomlar yönünden normal olup olmadığının araştırılması önerilmektedir.

 Tüp Bebek konusunda Doç. Dr. Selman Laçin 'e Danışmak için tıklayın  


KADIN YAŞI BAŞARIYI ETKİLER Mİ ?

Kesinlikle evet! Öyle ki günümüzde erkek kısırlığının her tipine geniş bir tedavi imkanı sağlanmasına karşılık tedavide ortaya çıkan en büyük engel kadın yaşının ileri olmasıdır. Kadının yaşı ve buna bağlı az yumurta elde edilmesi başarıyı etkileyen en önemli faktördür. Ancak yumurtalık kapasitesinin iyi olduğu kabul edilen 40 yaş ve üstü kadınlarda preimplantasyon genetik tanı uygulanarak %25-30 civarında gebelik elde edilmektedir.

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARI MEVSİMLERE GÖRE DEĞİŞİR Mİ ?

Tüp bebek uygulamaları uzun yıllardır gerçekleştirilmektedir. Bu yıllar içerisinde elde edilen tecrübeler, tedavi başarısının aylara veya mevsimlere göre fark göstermediğini ortaya koymaktadır.

TÜP BEBEK UYGULAMALARI KAÇ KEZ TEKRARLANABİLİYOR ?

Tedavinin bilinen bir sınırı olmamakla birlikte 7-8 uygulama yapılabilir. Her uygulama arasında en az 2-3 ay ara verilmelidir.

TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA TÜPLERİN AÇIK OLMASI GEREKLİ MİDİR ?

Hayır. Toplanan yumurtalar sperm ile döllendikten sonra oluşan embriyolar rahim içine yerleştirilir. (Yumurtalar vajinal yolda ultrosonografi eşliğinde toplanır.) Dolayısıyla tubaların açıklığının bir önemi yoktur fakat tuba içerisinde bir sıvı birikimi söz konusu ise bu sıvının rahim içine akışı embriyo tutunmasını etkileyeceğinden ya tuba çıkarılmalı ya da uterus ile bağlantısı kesilmelidir.

TÜP BEBEK GEBELİKLERİNDE DÜŞÜK RİSKİ DAHA YÜKSEK MİDİR ?

Hayır. Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanamsı gibi algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

SİGARA ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ ?

Uzun süreli ve yüksek sayıda sigara kullanımının üreme sistemi ve hormon aktivitesini olumsuz etkilediği düşünülmektedir.Etkinin özellikle yumurtalıklar düzeyinde olabileceği ve sigaranın adet düzensizliği,infertilite ve erken menopoz gibi önemli sonuçlara yol açabileği bilinmelidir.Gebelik oluştuğunda da fetusda gelişme geriliği ve düşük doğum ağırlığına yol açabilir. 

STRESS KISIRLIĞA YOL AÇAR MI ?

Kısırlık ve tedavisinin hayli stresli bir deneyim olmasına rağmen stres yüzünden kısırlığın ortaya çıktığını söylemek zordur. Bununla birlikte, bazı durumlarda yüksek seviyelerdeki stres, kadınlarda hormon seviyelerinin değişmesine ve buna bağlı olarak da yumurta gelişiminde bozulmaya neden olabilmektedir. 

Buna ek olarak, yine aşırı stres kadınlarda fallop tüpü spazmlarına, erkeklerde ise sperm sayısının azalmasına da neden olabilir. Tüp bebek tedavisi de kimi çiftler için oldukça stresli bir süreç olabilmektedir. 

Merkezimizde Tüp bebek tedavisi esnasında psikoloğumuz bizlerle birlikte çalışmakta ve ihtiyaç duyan çiftlere de bu konuda gereken desteği vermektedir. 

PREİMPLANTASYON GENETİK TANI İŞLEMİ NEDİR VE HANGİ ÇİFTLERDE UYGULANMAKTADIR VE AVANTAJLARI NELERDİR ?

Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak travmaya uğramaktadır.

Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir. 
Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. 

Genetik tanı için Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH) veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen özel yöntemler kullanılmaktadır. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Down sendromu ve diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen hastalıklarının (Hemofili, Akdeniz anemisi, kistik fibrozis, muskuler distrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır. 

Gebelik öncesi tanı: 

• Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde, 
• Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
• HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile, 
• Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlamasında 
• Yardımcı üreme teknikleri için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri), 
• Tekrarlayan erken gebelik düşükleri olan çiftlerde, 
• Çok sayıda uygulanmasına rağmen yardımcı üreme teknikleri ile gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
• Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda uygulanabilir.

TALASSEMİ, HEMOFİLİ VB HASTALIKLAR DA PGT NİN ÖNEMİ NEDİR VE EMBRİYOLARDA DOKU TİPLEMESİ YAPILMASI MÜMKÜN MÜDÜR ?

Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile çok sayıda kalıtsal hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir. 

Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir. 

Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. 

Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kord kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir. 

Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır. 

DÖLLENEN YUMURTALARIN (EMBRİYOLAR) RAHİM İÇİNE YERLEŞTİRİLMESİNDEN ÖNCE ANORMAL OLUP OLMADIĞI ANLAŞILABİLİR Mİ ?

Evet. Preimplantasyon genetik tanı uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar seçilip sadece sağlam olanlar transfer edilebilmektedir.

GEBELİK OLUŞMADAN ÖNCE GENETİK PROBLEMLER KONUSUNDA ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI ?

Evet. Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir.Kadın yaşının ileri olması ile (35-45 ) başarı oranı azalmakta, gebelik elde edildiğinde ise düşükle sonlanabilmektedir. Yaşla birlikte yumurtalarda kromozom bozukluklarının artması sebebiyle tüp bebek tedavisi yapılacak olan çiftlerden elde edilen embriyolar üçüncü güne ulaştıklarında biyopsi yapılmaktadır. Elde edilen bir veya iki adet hücrenin moleküler tanı yöntemleri kullanılarak birkaç saat içinde değerlendirilmesini takiben sağlıklı embriyolar ayrılmakta ve transfer edilmektedir. Yaşla birlikte en çok artış gösteren ve yaşamla bağdaşabilen kromozom bozuklukları (Trizomi 13,16,18,21,22,15,17 ve X,Y ) hakkında bilgi vermektedir. Bu yöntemle yeterli embriyo elde edilen ileri yaş kadınlarda gebelik oranı arttırılabilmekte ve düşük riski azaltılmaktadır.

PREİMPLANTASYON GENETİK TANININ AVANTAJLARI NELERDİR ?

1. Gebelik şansını artırmakta, düşük şansını azaltmaktadır. 
2. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır. 
3. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır. 
4. Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır. 
5. Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir. 

KROMOZOM ANALİZİ NORMAL OLAN ÇİFTLERİN EMBRİYOLARINDA DA GENETİK HASTALIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ ?

Evet. Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir ve bu bozukluk embriyolara aktarılabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir. 

AKRABA EVLİLİĞİNİN GENETİK HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ETKİSİ NEDİR ?

Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. 

GENETİK AÇIDAN RİSK TAŞIYAN KİŞİLER KİMLERDİR ?

• Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler 
• Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
• Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan 
• Mental retardasyonlu çocuk öyküsü
• Cinsiyet gelişimi anomalileri
• Gelişme geriliği ve boy kısalığı
• Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler 
• Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftlerde 
• 37 yaş üzerindeki kadınlar 
• Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler

Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. 

Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Bu işlemler sonrasında çiftlerin yeni gebeliklerindeki riskler tekrarlama riskinin olmamasından %100 e kadar değişebilmektedir. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir. 

GEBELİK OLUŞTUKTAN SONRA GENETİK PROBLEMLER TANIMLANABİLİR Mİ ?

Evet. Gebelikte uygulanması gereken bazı tarama testler mevcuttur. (11-14 tarama testi - ikili test - üçlü test ) Bu tarama testleri gebelikteki genetik risk hakkında bize bilgi verir. Böyle bir risk belirlendiğinde 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak veya 16-18 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak bebeğin kromozom analizinin yapılması mümkündür. Ayrıca ultrasonografi de bu konuda bize yardımcı olmaktadır.
 


 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE ÖN TESTLER VE ANA TESTLER NELERDİR ?
İnfertilitenin tanı ve tedavisi için yapılması gereken testler: kadınlar için; kan grubu, tam kan sayımı, hormon testleri olarak FSH-LH-estradiol(adet kanamasını ikinci ya da üçüncü günü), TSH, serbest T4, prolaktin, mevcut enfeksiyonların veya bağışıklığın önceden tanımlanması için HBsAg, AntiHBs, AntiHCV, Rubella IgM-IgG, Toxoplasma IgM-IgG testleridir… Gerekli görüldüğü takdirde diğer sistemik hastalıklara ait tetkikler, mikrobiyolojik ve genetik testler de ilave edilebilir. Tüpleri ve rahim iç boşluğunu değerlendirmek için rahim filmi (histerosalpingografi) çekilmelidir.Erkekler için ise; spermiogram, kan grubu, HBsAg, AntiHBs, AntiHCV (sarılık taramaları), gerekli durumlarda hormon testleri(FSH, LH, total testosteron, prolaktin ve TSH) ve genetik testler yapılmalıdır.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDEN ÖNCE MUTLAKA YENİ BİR RAHİM FİLMİ (hsg-histerosalpingografi) GEREKİR Mİ ?
Hayır, eğer bu işlemden sonra bir operasyon veya iltahaplı bir kadın hastalığı geçirmediyseniz ve 2–3 yıldan daha yeni tarihli bir filmse yeni bir HSG mutlaka gerekli değildir. Ancak sizi muayene eden ve rahim ve yumurtalıklarınızı ultrason ile değerlendiren doktorunuz eğer gerekli olduğunu düşünürse bu sizden istenecektir.
KULLANILAN SPERM VE YUMURTALAR EŞLERİN KENDİSİNE Mİ AİTTİR ?
Kesinlikle evet. Bu işlemler için aranan şartlardan birisi de resmi nikah belgelerinin tarafımıza ulaştırılmasıdır. Hangi nedenle olursa olsun sperm üretmeyen erkek veya yumurta geliştiremeyen çiftler tedaviye kabul edilmez. Tedavilerde kullanılacak üreme hücreleri kesinlikle resmi nikahlı eşlerin kendi hücreleridir.
BU TEKNİKLERLE BAŞARI ŞANSI NE KADARDIR ?
Tüp bebek tedavisinde başarı şansını çiftin özelliklerine göre belirtmek gerekir. Çünkü tüp bebekteki başarı şansını yumurtalık kapasitesi, yaş faktörü, ciddi erkek faktörü gibi birçok parametre etkilemektedir. Embriyo transfer edilen çiftlerde 37 yaş altı, yumurtalık rezervi iyi bir bayanda başarı şansı %55 iken, 40 yaş üzerinde bu şans %30'lar civarındadır. Bu yaş gurubunda yüksek genetik anomali oranı küçülerek preimplantasyon genetik tanı uygulamaları yapılmalı ve böylece genetik olarak belirlenmiş normal embriyo transfer edilerek gebelik şansı arttırılmaya çalışılmaktadır.
BU TEDAVİLER SONRASI ANORMAL ÇOCUK DÜNYAYA GETİRME RİSKİ VAR MIDIR ?
Tedavi ile doğan bebekler ile normal yolla doğan bebekler arasında fiziksel ve zihinsel gelişim açısından fark bulunmamıştır.
TÜP BEBEK’DE HAZIRLIK İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR NELERDİR ?
Folik asit eksikliğinde bebeklerde nöral tüp defekti adını verdiğimiz, beyin ve omurilikdeki problemleri içeren ve bebek sağlığını olumsuz etkileyen çok önemli bir sorun oluşabilmektedir. Bu durum gebelikten birkaç ay önce başlanacak folik asit kullanımı ile bu durumun önlenebilmektedir. Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde saf folik asit preparatları veya folik asit içeren vitaminler kullanılmaktadır. Rahim ağzında veya menide bulunabilecek mikropların tedavisi de tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttıracaktır. Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeklere antibiyotik kullanımı önerilmektedir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN SEROLOJİK TESTLER NELERDİR ?
Tüp bebek tedavisine başlamadan önce hem kadın hem de erkeğe yapılacak bazı kan tetkikleri çiftin sağlıklı bir bebek elde etmesinde büyük önem taşır. Bu testler: HbsAg, anti-Hbs, anti-HCV, anti-HIV(I+II), Rubella lgG, Toxoplazma lgG'dir. Yapılacak tetkiklerle çiftlerdeki mevcut enfeksiyonlar tanımlanabilmekte, bebeğin hemen doğum sonrası korunması için böylece gerekli önlemler alınabilmektedir. Hepatit B ve rubella yani kızamıkcık gibi enfeksiyonlara karşı bağışıklığın saptanması ise tedaviye girmeden önce, gereken durumlarda hastaya aşı uygulanmasına imkan verir ve bağışıklığın teyit edilmesini takiben hastanın tedavisi başlatılır. Bu incelemeler, tedaviyi gerçekleştirecek sağlık personelinin bulaşıdan korunması ve çiftten elde edilecek sperm veya embriyoların dondurulması ve diğer laboratuar işlemleri sırasında bulaşmanın önlenmesi için önlemler alınması bakımından da ayrıca önemlidir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN MİKROBİYOLOJİK TESTLER VAR MIDIR ?
Hastanın ilk muayenesi, alt genital yani üreme sisteminin enfeksiyonlar yönünden değerlendirilmesi için de önem taşır. Rahim ağzından alınacak kültür, direkt yayma, mikoplazma kültürü ve klamidya antijen tespiti ile detaylı bir tarama yapılabilir. Mevcut enfeksiyonlar hem infertilite tedavisi, hem de çiftlerin genel sağlığı için önem taşımaktadır. Bu enfeksiyonlar vajina florasını bozmakta ve rahim ağzının doğal akıntısında da olumsuz değişikliğe yol açmaktadır. Mikoplazma ve klamidya enfeksiyonları infertiliteye sıklıkla eşlik ettiği için, gerekli tedavinin yapılması tüp bebek tedavisinde başarıyı da arttır.
 


 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ VE EK İLAÇLARIN KULLANIMI
Çocuk isteği ile tüp bebek merkezlerine başvuran ailelerde ilk görüşmede ayrıntılı bilgi alınırken, geçirilmiş ve halen mevcut hastalıklar da öğrenilir. Böylece hastaların arzu edilen gebeliğe en sağlıklı şekilde başlamaları planlanır; mümkünse öncelikle mevcut hastalığın tedavisi ve iyileşmenin sağlanmasını takiben infertilite tedavisine başlanır. Bu şekilde gebelikte bazı ilaçların kullanılması nedeniyle bebeğe verilebilecek zararlar da önlenmiş olur. Ayrıca infertilite tedavisi sırasında kullanılacak bazı ilaçların folikül ve yumurta gelişimi üzerine olumsuz etkileri olabileceği de bilinmektedir. Bu nedenle hastaların ilaç kullanımı mümkün olduğunca en aza indirilir. Depresyon gibi bazı hastalıkların tedavisi ise hem tedavinin kolay uygulanmasını sağlamakta, hem de başarı şansını arttırmaktadır. Bazı kronik hastalıklarda ise infertilite tedavisinin hastalığın alevlenme dönemleri geçtikten sonra başlatılması ve sürekli kullanılan ilaçların ilgili branşlardaki meslektaşlarımızla konsülte edilerek, infertilite tedavisini ve muhtemel bir gebeliği öngörerek planlanması doğru olacaktır.
KULLANDIĞIMIZ İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR ?
İlaçların enjeksiyon yolu ile kullanımlarında, enjeksiyon yerinde küçük morluklar ve rahatsızlıklar görülebilir. Burun spreyleri ve cilt altı iğneler ise yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ve geçici menopozal yakınmalara benzer şikayetler oluşturabilir. Yumurtalıkları büyütmede kullandığımız ilaçlar, hassas bayanlarda nadir de olsa yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına neden olabilirler. Bu şekilde ortaya çıkan tabloya "Ovarian Hiperstimulasyon (aşırı uyarılma) Sendromu" denir. Hiperstimülasyon sendromu, polikistik overlere sahip fazla sayıda yumurtası olan bayanlar için risktir. Bunu engellemek için bu hastalarda mümkün olan en düşük doz ile tedavi gerçekleştirilmektedir. Bu durumun çok ciddi şekillerinde hastaneye yatarak tedavi görmeyi gerektiren tıbbi problemler de oluşabilir.
KÖTÜ YANITLI OLGULARI ÖNCEDEN ANLAYABİLİR MİYİZ ?
Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve yumurta sayısını etkileyen durumların bilinmesi, hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur. Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriosis hastalığının varlığı, yumurtalık kistlerinin varlığı bunlardan belli başlılarıdır. Bunların yanında adet kanamasının 2. ya da 3. günü yapılan FSH düzeyinin 10 MIU/ml, estradiol düzeyinin 75 pg/ml nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt, kullanılan ampul sayısının fazlalığı, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti tedaviye kötü yanıt verecek hastaların saptanmasında yol gösterici bulgulardır.
FOLLİKÜL SAYIMI VE ÖNEMİ
Yumurtalıklardaki yumurta sayısı , tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir.Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir.Buna göre yüksek,normal,sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır.Bu ayrımı yapmak önemlidir çünkü verilecek tedavinin nasıl olacağı (uzun ya da kısa tedavi) ve başlangıç iğne dozu buna göre ayarlanacaktır.
MİKROENJEKSİYONUN TÜP BEBEK YÖNTEMİNDEN FARKI NEDİR ?
Tüp bebek yönteminde, vücut dışına alınan sperm ve yumurtalar laboratuvarda özel bir ortamda bir araya getirilerek döllenmenin kendiliğinden oluşması beklenir. Hareketleri ve dölleme kapasitesi yetersiz, az sayıda ve şiddetli şekil bozukluğu gösteren spermler yumurtayı kendiliğinden delerek döllenmeyi sağlayamazlar. Bu durumda spermler yumurta içine enjekte edilerek döllenme sağlanır. Bu işleme mikroenjeksiyon (ICSI)adı verilir.
YUMURTA UYARIMINDA ANTAGONİST ADI VERİLEN İLAÇLARIN KULLANIMI DAHA MI İYİDİR ?
Son yıllarda geliştirilen ve kullanıma giren antagonistler, yumurtlamayı uyaran hormonun erken yükselmesini önlemek için tüp bebek tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Antagonist tedavisinde, tedavi süresi daha kısadır, daha az dozda yumurta uyarıcı iğnelere gerek duyulur. Antagonist enjeksiyonu bırakıldıktan kısa bir süre sonra hipofiz bezi eski fonksiyonunu kazanır, sıcak basması, vajinal kuruluk, isteksizlik gibi şikayetlerle karşılaşılmaz, analog dediğimiz iğnelerin uzun süre kullanımına bağlı gelişen aşırı yumurtalık baskılanması ya da alevlendirici etkiler görülmez. Bu ilaçlarla gebelik sonuçları klasik protokolle aynıdır. Özellikle kötü ya da yüksek cevaplı hastalarda ve zaman kısıtlaması olan çiftlerde avantaj sağlamaktadır.
YUMURTALIK KİSTLERİNİN TÜP BEBEĞE ETKİSİ NEDİR ?
Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm.’den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir. Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında, bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir. Bu kistler 3 cm.’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılır, 3 cm.’den büyük ise, iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa ,bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilebilir. Yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır. Kist aspirasyonu yapılan bu hastalardan daha fazla sayıda yumurta elde edilebilir.
 


 

TEKRARLAYAN TUTUNMA BAŞARISIZLIĞINDA HANGİ TESTLERİ YAPIYORUZ ?
TİB (tekrarlayan implantasyon/tutunma başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embriyolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama durumunda kullandığımız bir terimdir. Bu gibi olgularda genellikle altta yatan sebep olabilecek bazı durumları ortaya koymak için birtakım testler uygulamaktayız; çiftin ikisinden beraber istenen periferik karyotip dediğimiz genetik testler ile muhtemel kromozom problemini araştırmak, rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekmek veya histeroskopi denilen operasyonu gerçekleştirmek, kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek, prolaktin hormonu problemlerini ve de tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.
EMBRİYO GLUE (TUTKAL / YAPIŞTIRICI) NEDİR ?
Embryo glue, embriyo transferi sırasında kullanılan yeni bir kültür ortamıdır. İçerisinde bulunan hyaluronan adlı maddenin etkisiyle, embriyonun rahim içerisinde tutunma şansının arttığı gösterilmiştir. Aslında bu artışta en önemli rolü embriyoların laboratuar şartlarında büyütülmesi ile ilgili gelişmeler oynamaktadır. Tüp bebek uygulamalarında üreme hücreleri anne vücudunda değil, laboratuar şartlarında birleştirilmekte ve embriyolar özel sıvılar içerisinde, aynı anne karnındaki gelişimlerini taklit edecek şekilde büyütülmektedir. Tüp bebek uygulamalarında tedavinin verimliliğini kısıtlayan önemli noktalardan birisi de budur. Laboratuar şartları hiçbir zaman anne vücudunun sağladığı özellikleri tam olarak taklit edemeyecektir. Ancak, laboratuar şartlarındaki gelişmeler her geçen gün bu benzerliği arttırmakta, bu durumda direkt olarak tedavi başarısına yansımaktadır. Embriyo-yapıştırıcı özel bir kültür ortamının ticari adıdır. Bu kültür ortamı embriyoların rahim içerisine transferi sırasında, embriyoların kateterde içerisinde barındıkları ve rahim içerisine transfer sırasında embriyoları taşıyan sıvıdır. Bu sıvının özelliği içerisinde bulunan hyaluronan adlı maddedir. Bu maddenin embriyo transferi kültür sıvısına eklenmesinin, embriyoların rahim içerisinde tutunma şansını arttırdığı ancak embriyo glue kullanımının gebelik şansını arttırdığına dair bir çalışma yoktur. Hyaluronan bu güne kadar tıbbın pek çok diğer branşında önemi kanıtlanan, hücreler arası bağlantılar ve dokuların kendine has farklı özelliklerini belirlemede rol oynayan bir maddedir. Bu maddenin embriyo- endometrium arasındaki ilişkide ne şekilde bir rol oynadığı net olarak bilinmemektedir. Tedavide en önemli noktalardan birisi iyi kalitede yumurta hücresi gelişimini sağlamaktır. Bu noktada kişiye uygun ilaç protokolünün ve ilaç dozunun doğru seçilmesi, yumurta gelişiminin takibinin doğru ve özenli bir şekilde sürdürülmesi, çatlatma iğnesinin doğru zamanda yapılması, yumurta toplama ve embriyo transferi işlemlerinin en sağlıklı şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Embriyolar rahim iç duvarına yapıştırılamaz. Embriyo (eğer sağlıklı ise) rahim iç duvarına tutunma işlemini kendisi gerçekleştirir. Tutunma potansiyeline sahip olmayan bir embriyonun herhangi bir işlem veya bir madde aracılığı ile rahim iç duvarına yapıştırılması söz konusu olamaz.
EMBRİYONUN ZARININ İNCELTİLMESİ - ASSISTED HATCHING (AHA) KİMLERE VE NASIL UYGULANIR ?
Assisted hatching (AHA) : Embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir. 35 yaş ve üzerindeki olgulardan elde edilen embriyolara, embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda, yavaş bölünen embriyolara, daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememiş olgulara, FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgulara (12 MIU/ml ve üzeri), embriyo biyopsisi yapılacak embriyolara, dondurma - çözme sonrası elde edilmiş embriyolara AHA uygulanır.
AHA kimyasal, mekanik ya da lazer yöntemiyle yapılabilir. Bu işlemin özellikle kalın zarla çevrili ve yavaş gelişen embriyolarda, embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir. Merkezimizde transfer öncesi tüm embriyolara rutin olarak AHA (embriyo zarının inceltilmesi işlemi) uygulanmaktadır.
 


 

RAHİM İÇİ POLİPLER VE MYOMLARIN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE ÖNEMİ NEDİR ?
Polip dediğimiz rahim iç duvarı yani endometrium kaynaklı iyi huylu yapılar boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1 cm altındaki poliplerin tedavi neticesine ve gidişatına etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile bu yapının tedavi öncesi çıkarılması gerekmektedir. Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir tümördür. Myom varlığında öncelikle myomun yeri, özellikle endometriuma yakınlığı ve de endometrial kavite denilen embryonun yerleşeceği yerin bütünlüğünü ve düzgünlüğünü bozup bozmadığı önemlidir. Eğer endometrial kaviteye baskı yapıyor ve embryonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi histeroskopi ile çıkarılmalıdır. Endometriuma zarar vermeyen myomların ise boyutu önemlidir ve genellikle 7 cm. üzeri myomların çıkarılması düşünülebilir. Bu boyuttaki myomlar gebelikte büyüme yaparlarsa sorun oluşturabileceği için cerrahi gerekmektedir. Fakat eğer kadın yaşı ileri ise, yani 38 yaş üzeri ise, yine zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp hemen tedaviye geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından 4–6 ay sonra tedaviye geçilmelidir.
ENDOMETRİOMA (ÇUKULATA KİSTLERİ) VARLIĞI TÜP BEBEĞİ NASIL ETKİLER ?
Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar yumurtalıklarda yer alan ve yumurtalık kapasitesini yani yumurta sayısını ve gelişimini etkileyebilen yapılardır. Fakat bu yapıların da boyutu önem arz etmektedir. Genellikle 3 cm. altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise her hastada ameliyat düşünülmeyebilir. Yumurtalıkların ultrason ile değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.
SIS (SALİN İNFUSİON SONOGRAFİ, RAHİM İÇİNE SIVI VERİLEREK YAPILAN ENDOMETRİUM DEĞERLENDİRMESİ), KİMLERE, NEYE GÖRE, NASIL, NE ZAMAN YAPILIR VE ÖNEMİ NEDİR ?
SIS (salin infusion sonografi), ultrason ile yapılan muayene sırasında rahim iç duvarı dediğimiz endometrium ile ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü olduğunda, ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı verilerek yapılan bir işlemdir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmez ve ciddi bir ağrı oluşturmaz. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir. HSG ise (histerosalpingografi, rahim filmi), yapılan değerlendirmeler sonucu sperm problemi olmayan çiftlerde, kadının tüpleri ile ilgili bir sıkıntı olup olmadığını ortaya koymakta birinci derecede kıymetli bir tetkikdir. Rahim filmi yine rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Bu teknik bir konu olup filmi çeken kişinin kararıdır. Rahim filmi çekimi sırasında da ciddi bir ağrı, acı olmamaktadır. Bazen, özellikle ilişki esnasında sıkıntısı olan hanımlarda, anestezi gerekebilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarı kaynaklı problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bitimi sonrasındaki ilk 3–4 gün film çekimi için en uygun günlerdir.
Rahim filmi hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.
Histeroskopi ise, rahim içinin gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir tür operasyondur. Anestezi eşliğinde veya lokal anestezi ile muayenehane şartlarında yapılabilen küçük bir operasyondur. Fakat büyük bir polip veya myom varlığında ameliyathane şartları gerekebilir. Rahim içine sıvı verilerek veya ultrason veya da rahim filmi ile, rahim içinde bir problem tespit edildiğinde ya da şüphede kalındığında, mutlaka tüp bebek tedavisi öncesi histeroskopi ile rahim içi görülmelidir. Özellikle rahim içi yapışıklıların, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde yani çıkarılmasında tek yöntem histeroskopidir. Histeroskopide, ucunda optik bir cihaz olan ince bir alet ile rahim ağzında geçilerek rahim içi gözle görüntülenmektedir. Bu sırada tespit edilen problemli yapılar ortadan kaldırılabilmektedir. Genellikle işlemden 2–4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.
Histeroskopi hakkında daha detaylı bilgi edinmek için lütfen tıklayınız.
LAPAROSKOPİ NE ZAMAN, KİMLERE YAPILIR ?
Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada altın standart denilen en iyi yöntemdir. Genellikle yine adet bitimi bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4–6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Fakat tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesi hiçbir problem tespit edilmeyen çiftlerde de laparoskopi ile tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir. Yani laparoskopi, çocuk sahibi olmak için başvuran ve yapılan testlerde problem tespit edilemeyen çiftlere, rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlere, rahim filmi veya ultrason ile büyük hidrosalpenks tespit edilen ve bu yapıların çıkarılması gereken kadınlara önerilen ve faydası olduğu ortaya konan endoskopik bir ameliyattır.
Laparoskopi hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.
HİDROSALPENKS'İN (KANALLARDA SIVI BİRİKMESİ) TÜP BEBEK TEDAVİLERİNE ETKİSİ NEDİR ?
Hidrosalpenks, tüplerin tıkanıklığı sonucu oluşan, tüpün içi sıvı dolu şişkin olan kısımlarına verilen isimdir. Hidrosalpenks genellikle rahim filmi ile ve bazen de ultrason muayenesi sırasında tespit edilebilmektedir. Hidrosalpenks varlığında tüp bebek tedavilerine geçilmesi bir takım riskler taşımaktadır. Tüpün bu içi sıvı dolu şiş kısımlarının içindeki sıvı geri kaçış ile rahim içine geçerek tüp bebek tedavisi sonunda rahime transfer edilen embryoların tutunmalarını zorlaştırabilmektedir. Bu sebeple özellikle büyük çaptaki ve ultrason ile de gözlenebilen hidrosalpenkslerin tedavi öncesi çıkarılması önerilmektedir. Ultrason ile görülmeyen fakat rahim filmi ile hidrosalpenks olduğu ortaya konan hastalarda ise önce laparoskopi yapılarak bu yapılar hakkında kesin fikir edinilebilir veya direkt tedaviye geçilebilir. Bu yapıların çıkarılmasında açık ameliyat yapılabildiği gibi genellikle laparoskopi denilen endoskopik bir ameliyat ile yaklaşım daha çok tercih edilmektedir. Laparoskopide göbekten bir iğne ile anestezi altında karın içine girilerek birtakım aletlerle bu yapılar çıkarılabilmektedir. Karın içinde çok yapışıklık olan hastalarda veya yaşnedeniyle tüpün çıkarılmasının yumurtalık rezervine zarar verme olasılığı olan kişilerde ise bu yapıların rahim ile olan ilişkisi laparoskopi sırasında kesilebilmektedir.
 


 

PCOS NEDİR ?
Polikistik over sendromu olarak adlandırılan ve halk arasında yumurtalıklarda birçok kist varlığı olarak tanımlanan durum genç kadınlarda oranında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların da % 25–45 de görülmektedir. Bu tanımlamanın nedeni ise hastalardaki tipik ultrasonografi bulgusudur; yumurtalıkları bir gerdanlık şeklinde saran birçok folikül yan yana dizilmiştir. Ayrıca düzenli adet görememe şikayeti çok sıktır. Uzun aralıklarla adet görme, bazı hastalarda ise adet görememe şikayeti sözkonusudur. Aşırı kıllanma ve kilo artışı da sıklıkla eşlik eden bulgulardır. Çocuk sahibi olmak amacıyla infertilite merkezlerine başvuran kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan biridir, çünkü bu kadınların yumurtalıklarında düzenli yumurta gelişimi olmamaktadır. Aşırı kilo alımı ise tüylenme artışı ile birlikte durumu daha da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastalarımıza ilk önerimiz kilo vermeleri yönündedir. Kilo vermeyi başaran ve boy/kilo indeksinin 28 kg/m2’ nin altına indiği hastalarda tedaviye olumlu yanıt oranı artmakta, hatta kendiliğinden gebelikler görülebilmektedir. Bu hastalarda artmış insülin direnci söz konusudur, insülin duyarlığını arttıran ilaçlardan biri olan metforminin kullanımı başarıyı arttırmaktadır. Çocuk isteyen kadınlara yumurta gelişimini sağlayan ilaçların (klomifen sitrat, rec - FSH) uygun şekilde ve dozda uygulanması ile büyük oranda gebelik elde edilmektedir. Başarılı olunamayan olgularda tüp bebek tedavisi de denenebilir.
 
Polikistik yumurtalık hastalığı hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.
OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ ? 
Vücut tartısının boya göre normalden fazla olması vücut kitle indeksi ile belirlenir. Body Mass Index (BMI):kg/m2 olarak hesaplanır. Bu değerin >30 kg/m2 olması durumunda kadınlarda düzenli yumurta gelişiminin olumsuz etkilenebileceği ifade edilmektedir. Tüp bebek uygulamalarında da bu olgularda yumurtalıkların hormon ilaçlarına cevabı daha az olmakta ve az sayıda folikül gelişmektedir. Ayrıca yağ dokusunun vücuttaki dağılımı da önemlidir. Artmış bel /kalça çevresi oranı yani santral (merkezi) obezite bazı hormonal düzensizlikler ve insülin direnci ile birlikte olduğunda gebe kalmayı da olumsuz etkiler. Gerekirse endokrinolojik (hormon hastalıkları uzmanı) konsültasyonla, diyetisyen eşliğinde yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile kilo verdikten sonra tedaviye başlanması hem gebelik şansını arttıracak, hem de hastaları gebelikte oluşabilecek obeziteye bağlı sorunlardan da koruyacaktır. Bunlar arasında hipertansiyon, gebelikte gözlenen diyabet, iri bebek, zor doğum ve doğum sonrası bebeğe ilişkin bazı sorunlar sayılabilir.
METFORMİN (GLUKOFAJ, GLİFOR, GLUKOFEN) KULLANIMI NE ZAMAN GEREKLİDİR ?
Metformin şeker hastalığının tedavisinde uygulanan bir ilaç olmakla birlikte, kadınlarda en sık infertilite nedenlerinden biri olan polikistik yumurtalık sendromunda da insülin duyarlılığını arttırmak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu hastalarda yüksek kan insülin düzeyleri, artmış insülin direnci, aşırı tüylenmeye yol açan yüksek androgen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası düzelmekte; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir. Metforminin ülkemizde bulunan formları glifor, glucophage, glukofen, gluformin şeklindedir. Yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir. İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir. Oluşabilecek bulantı, ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır. Metformin kullanımına tedavi süresince ve gebeliğin 8–10.haftalarına kadar devam edilmektedir. Bu ilacın kulanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.
EMBRİYONUN İYİ GELİŞİM KRİTERLERİ NELERDİR ?
Mikroenjeksiyon ya da tüp bebek işleminden; 16–20 saat sonra (1.gün) döllenme izlenir. 48 saat sonra (2.gün) 3–4 hücreli embriyolar izlenir. 72 saat sonra (3.gün) 6–8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar. 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır. 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60 tan fazladır. Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.
EMBRİYO SEÇİMİNİ NASIL YAPIYORUZ ? ve ÇOĞUL GEBELİĞİ NASIL ÖNLÜYORUZ ?
Embriyo transferi genellikle döllenmenin hemen sonrasındaki günde yani 2. gün ile 5. gün arasında yapılabilir. Transfer edilecek embriyoları seçerken hekim, embriyolog ve hastanın birlikte kaç adet embriyo transferi yapılacağına karara vermesi gerekir. Bu kararı verirken öncelikle ülkemizdeki yönetmeliklere göre eğer geçerli bir sebep yoksa transfer edilecek embriyo sayısının 3 ile sınırlandırıldığını belirtmekte yarar vardır. Kötü embriyo gelişimi ve ileri anne yaşı gibi durumlarda bu sayı artabilir. Merkezimizde geçerli olan kriterlere göre daha önceden başarısız denemeleri olmayan, en iyi kalite (top quality) denilen embriyolara sahip ve 35 yaşından genç bayanlarda iki adet embriyo verilmesi prensibi benimsenmiştir. Bu sayı, kadının yaşı arttıkça, daha önceki başarısız denemelerin varlığında ve transfer edilecek embriyoların kalitesinde azalma olduğu sürece artabilir ancak 4 den fazla embriyo verilmesinin gebelik şansını arttırmadığı bilindiğinden çok nadir durumların dışında bu sayının üstüne çıkılmamaktadır. Ayrıca embriyolardan genetik araştırma yapıldığında sonuçlar sayıyı kısıtlayıcı da olabilmektedir. Örneğin sağlıklı genetik yapıya sahip olan tek embryosu olduğu ya da HLA (Doku uyumluluğu) uyumu açısından tedavi ve araştırma yapılan hastalarda bu incelemeleri sonuçlarına göre embriyo sayısı belirlenmektedir.
EMBRİYOLARIN HANGİ GÜNDE TRANSFER EDİLECEĞİNE NASIL KARAR VERİLMEKTEDİR ?
Kadının yaşı, hangi nedenle tüp bebek tedavisi yapıldığı, varsa daha önceki denemelerinin sonuçları, embriyo gelişim özellikleri, preimplantasyon genetik tanı yapılıp yapılmayacağı, elde edilen yumurta sayısı, gelişen embriyo sayısı ve embriyonun günlük gelişim hızı gibi kriterlere bakarak hangi günde transfer yapılacağına karar verilmektedir. En erken 2. günde en geç ise 6. günde olmak üzere 2, 3, 4, 5 ve 6. günlerde transfer yapılabilmektedir.
EMBRİYOLARI BLASTOSİST DÖNEMİNE KADAR BEKLETMEYE NASIL KARAR VERİLİR, YARARLARI NELERDİR ?
Elde edilen yumurta sayısı, kalitesi, döllenmiş yumurtanın (zigot) özellikleri, embriyonun günlük gelişme ve bölünme hızına göre embriyoları 3.günden daha ileriye büyütebilmek mümkündür. Doğal gebeliklerde embriyonun rahim içine ulaştığı dönem blastosist dönemidir. Rahim içi bu dönemdeki embriyoyu daha rahat kabul etmekte ve embriyo-rahim içi uyumluluğu bu dönemde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bu nedenle blastosist dönemine ulaşmış 5. veya 6. gün embriyolarının transferi hem rahim içi tutunmayı arttırmak ve hem de daha az sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesine imkan sağlanarak çoğul gebelik riskinden korunmak amacı ile daha avantajlıdır.
 


 

SPERM ÖRNEĞİ EVDEN VEYA DIŞARIDAN GETİRİLİRSE RİSK OLUŞUR MU ?
Örneğin verildiği andaki jel kıvamından sıvı duruma geçmesi vücut ısısında (37°) daha hızlı ve sağlıklı olmaktadır. Sperm hareketliliği vücut ısısında gerçek değerini gösterdiği için en doğru değerlendirme dışarıda bekletilmemiş örneğe yapılabilmektedir. Normal şartlarda merkezimizde hazırlanmış olan özel bir odada verilecek sperm örneği oda ısısında 20 dakika bekletildikten sonra değerlendirilmektedir. Çok zorunlu hallerde örnek evden getirilecek ise koltuk altı veya avuçlar arasında, vücut ısısında tutulacak, 10 dakikayı aşmayacak bir sürede merkeze ulaştırılmalıdır.
SPERM DEĞERLENDİRMESİ SONUCU 
Meni örneği 3-4 günlük bir cinsel perhiz sonunda temiz bir cam ya da plastik kaba, dışarı kaçırmadan ve tercihen masturbasyon yöntemi ile alınmalıdır . Örneklerin 2 saat içinde incelenmeleri gerekir. 2-3 haftalık aralıklarla en az 2 sperm örneği almak ve birbirlerini destekleyen örnekleri temel almak en doğru yöntemdir. Normal bulunan örneklerde tekrara gerek yoktur.
Semen analizi WHO referans değerleri: 
Volüm: > 1.0 ml
Sperm Yoğunluğu : > 20 milyon/ml.
pH: 7.2
Vitalite (Canlılık) : > % 25
Motilite (hareket) > % 50 ( a+b motilite) ya da % 25 ( a motilite)
Morfoloji (şekil) > %15 (strikt kriter)
Lökosit < 1 milyon
MAR testi (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < % 50
IBT (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < % 50
Sperm Hareketliliği 4 grupta sınıflandırılır +4 :İleriye doğru hızlı hareket (a) +3 :Yavaş,doğrusal olmayan hareket (b) +2 :Yerinde hareket (c) +1 :Hareketsiz (d)
Spermin hareketi, özellikle orta kısım ve kuyruğun anatomik ve fonksiyon açısından sağlam olması ile ilişkilidir. Enfeksiyonlar, kuyrukla ilgili anormallikler, varikosel, alkol, antisperm antikorlar, immotil silia sendromu gibi hastalıklar sperm hareket bozukluğuna sebep olabilir. Sperm sayı ve hareketi kadar morfolojisi de döllenme için önemlidir. Normal şartlarla döllenmenin olması için normal şekildeki sperm yüzdesi ortalama % 30 bulunmuş, % 15 in altına düşmesi halinde dölleme hızının azaldığı görülmüştür. IVF tedavisinde normal sperm oranı % 14 ün üzerinde iken döllenme oranı % 88, % 4-14 iken % 63, % 4 ün altında ise % 7.6 oranındadır. Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz: 1. Tüm parametreler normal 2. Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması, örnekte sperm bulunamaması) 3. Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler 4. Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.
ARKA ARKAYA 2. VEYA 3. SPERM ÖRNEĞİ ALINMASINA BAZI DURUMLARDA NEDEN GEREK DUYULUYOR ? 
Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir. İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallardaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli spermler elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.
SEMEN ÖRNEĞİ VERİRKEN EJAKÜLATIN BİR KISMI KAYBEDİLİRSE DEĞERLENDİRME AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUR MU ?
Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.
SPERM ÖZELLİKLERİ VE SAYISI NEDEN FARKLI ZAMANLARDA DEĞİŞİKLİK GÖSTERMEKTEDİR ?
Semen parametrelerini etkileyen bir çok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle ilaç kullanılmış ve ateşli bir hastalık geçirilmemiş ise 3–4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.
SPERM TETKİKİNDE SPERM SAYISININ ÇOK AZ OLMASI VEYA SPERM BULUNMAMASI DURUMUNDA NE YAPILMAKTADIR ?
Öncelikle ürolog tarafından erkek değerlendirilir. Gerekli olan hormonal ve genetik inceleme (kromozom analizi, Y kromozomu ve mikrodelesyon, FTR mutasyonu gibi), yapıldıktan sonra kadının tedavi için hazırlanması aşamasına geçilir. TESE, TESA, MESA, PESA sperm elde etmek için uygulanacak yöntemlerdir. Üreme hücrelerine rastlanmamışsa tedaviye son verilir.
SEMEN ANALİZİNDE HİÇ SPERM BULUNMAYAN HASTALARDA NEDENLER NELERDİR ?
"Azoospermia" dediğimiz semende hiç sperm çıkmaması durumunda genel olarak iki türlü neden olabilir: Testiste sperm yapımı azalmış veya sperm yapımı var ancak çıkısı sağlayan kanallarda problem var. Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme çok önem kazanmıştır.
TESTİKULER SPERM YAPIM AZLIĞINA BAĞLI KISIRLIK OLGULARINDA TEDAVİ NASIL UYGULANMAKTADIR ? 
Beyinden salgılanan ve sperm yapımını sağlayan hormon düzeyi yüksek ve testis boyutları küçük olan hastalarda testisten sperm bulunarak mikro enjeksiyon yöntemi ile biyolojik olarak baba olmaları mümkündür. Geçmişte testisten çoklu biopsi yöntemi uygulanarak rasgele testisin çeşitli bölgelerinden dokular alınarak sperm bulunmaya çalışılıyordu. Merkezimizde yine Türkiye’de önderliği yapacak mikroskop altında yeni bir cerrahi yöntemle testis sperm araştırması yapmaktayız. Dünyada ilk olarak NY Cornell Tıp Fak. uygulanan bu yöntemi başarı ile merkezimizde uygulamaktayız. Yeni operasyon tekniğinde testisin tek bir kesi ile tamamen açılması ve dokunun mikroskop ile 20 kat büyütülerek sperm yapımı olan bölgelerin tespiti ve o bölgelerden doku örneklerinin alınması şeklinde yapılmaktadır. Dolayısıyla eskiden uygulanan rasgele yöntemden başarı şansı daha yüksektir ve daha fazla sayıda sperm elde etme mümkün olmaktadır. Hastanın doku kaybı mikro cerrahi yöntemde çok az olmaktadır. Bu da operasyondan testislerin en az zarar görmesini sağlayarak testislerin testosteron hormon salınımı minimal etkilemektedir. Mikroskop altında yapılan mikrocerrahi yöntemin diğer bir avantajı testis dokusunu çevreleyen kapsüldeki damar yapısının görülerek, testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasıdır. Bu operasyon sonrası olası komplikasyonları minimal düzeye indirgemektedir. Eski operasyon yöntemi ile başarılı olunamamış ve daha önceleri bazı genetik yapısal nedenlere bağlı sperm yokluğu olan hastalarımızda bu yöntemle %55-65 gibi yüksek oranlarda sperm bulmaktayız.
MİKRO TESE NEDİR ?
Toplumda çocuğu olmayan çiftlerde erkek kısırlığı bu oranın yaklaşık yarısını oluşturur. Bir başka deyişle infertil çiftlerin yaklaşık yarısında erkek faktörü sorun olabilmektedir. Azospermi (hiç sperm olmaması), retrograd ejekülasyon (geriye doğru spermlerin boşalması) gibi erkeğe bağlı olgular yanında kadına ait yaş faktörü gibi durumlarda bu süre beklenmeden tedaviye başlamak gerekebilir. Tüp bebek tedavi içerisinde erkeklerin menisinde sperm olmasa da çocuk sahibi olmasına olanak vermiştir. Ancak bu işlemin yapılması, hastanın testislerinde sperm üretiminin az da olsa varlığını gerektirir. Yani spermlerin hastanın testislerinden elde edilmesi gerekir. Testislerden sperm elde edilmesi hastanın durumuna göre farklı metotlar uygulanarak yapılır. Semen analizinde hiç sperm saptanmayan erkeklerde testis biyopsisi uygulanabilir. Bu işlemle sperm yokluğunun sebebinin ne olduğu ortaya konulur. Diğer bir deyişle bu yöntemle sperm yapılamadığı için mi semende görülemiyor yoksa tıkanıklık olduğu için mi semende görülemediği ortaya konulur. TESE sperm yapımında şiddetli bozukluk olan olgularda testisin içindeki sperm üreten küçük odakları bulmak için başvurulan bir yöntemdir. Testisten birkaç odaktan birkaç milimetre boyutunda parçalar alınarak sperm varlığı araştırılır. Mikrotese ise mikroskop altında sperm üretilen tüplerden sperm bulma işlemidir. Bu yöntemle tıkanıklığa bağlı olmayan yani sperm yapımında problem olan olgularda %36-%68 arasında sperm bulma şansı vardır. Mikrotese yöntemi ile daha az testis dokusu ile her biyopside sperm bulma şansı artar. Yani klasik TESE işlemine göre bu şans daha yüksektir. Ayrıca diğer bir avantajı biyopsi yapılırken testis dokusu bölgesindeki damar yaralanmalarını en aza indirir ve küçük parçalarda embriyoloğun daha kolay sperm bulmasına yardımcı olur.
MİKROSKOP EŞLİĞİNDE TESTİSTEN SPERM BULMA (MICRODISSECTION TESE) İŞLEMİNDEN SONRA HASTA NE KADAR DİNLENMEK ZORUNDADIR ?
Operasyondan sonra hasta genel anestezi aldığından 2-3 saat gözlem altında tutulduktan sonra evine gönderilmektedir. İşlemden 2 gün sonra pansuman ve kontrol yapılır. Ortalama 7 gün aşırı bedensel aktiviteden, uzun yolculuk, uzun sure araba kullanmak gibi durumlardan kaçınmaları tavsiye edilir. 15 gün cinsel aktivitede bulunulmamalıdır.
CERRAHİ YÖNTEMLE SPERM ALMA İŞLEMİNDE GENEL ANESTEZİ KULLANILIYOR MU ?
Testisten sperm bulma işlemi lokal ve genel anestezi altında olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi ile yapılan uygulamalar iğne ile testisten sperm elde etme (PESA-TESA) veya küçük bir kesi ile testis dokusunun çıkarılması (TESE) dir. Bu yöntemler testiste sperm yapımından emin olunduğunda ve tıkanıklığa bağlı olarak menide sperm görülmemesi durumlarında seçilebilecek yöntemlerdir. Merkezimizde testiste sperm yapımı bozukluğu ile menide sperm görülmeyen hastalara mikroskop eşliğinde testisten sperm bulunması işlemi (Microdissection TESE) uygulanmaktadır. Bu yöntemle yapılan operasyonda genel anestezi kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu kullanıldığında hastanın uzun süre hareketsiz olarak yatması lokal anestezi ile güç olduğundan genel anestezi tercih edilmektedir. Mikroskop eşliğinde yapılan operasyonun daha önce uygulanan lokal çoklu testis biyopsi yöntemine göre birçok üstünlükleri vardır. Operasyon mikroskobu ile x20 büyütmede testis içerisindeki yapılar çok detaylı bir şekilde incelenerek sperm yapımı olan bölgelerden örnek toplanmaktadır. Testis kesisi sırasında mikroskop ile damarlanmanı az olduğu bölgeler seçilerek kesi yapılır bu operasyon sırasında meydana gelecek kanamayı aza indirir. Ayrıca testisin beslenmesini sağlayan damar yapısının korunmasını sağlar. Çok az doku çıkarıldığından (çoklu biyopsiye göre 70 kat az) kanda testosteron hormon seviyesinde azalmaya neden olmaz.
ERKEK KISIRLIĞINDA GENETİK İNCELEMENİN ÖNEMİ
Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıkta da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır. Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.
SPERM FISH VE TUNEL TEST NEDİR ?
Tekrarlayan düşükleri olan çiftlere veya spermde morfolojik kusuru olanlara uygulanabilen tanısal testlerdir. Sonuçları açısından farklı değerlendirilirler. Sperm FISH uygulamasında hazırlanan spermler flüoresan boya ile işaretlenerek bazı kromozomlar açısından incelenirler. Burada amaç spermlerin ne kadarının genetik materyal açsından hatalı olduğunu belirlemektir. Eğer bu oran artmış ise uygun spermlerin seçimi tek başına yeterli olamayacak beraberinde embriyoların genetik olarak taranması gerekecektir. TUNEL test ise spermdeki genetik materyalin kromozomal bozukluğunu değil ipliksi yapının (kromatin) bütünlüğünü inceler. Bazen sperm sayısal olarak normal olsa dahi çeşitli etkiler nedeniyle kısmi veya tam dejenerasyon gösterebilir, bu test ile böyle bir durumun varlığı belirlenebilir. Bu durum TUNEL testi ile belirlenmişse, spermdeki DNA fragmantasyonuna (genetik materyaldeki parçalanma) testis dışındaki kanallarda yol açabilecek olumsuz etkiler araştırılmalıdır ve bazen gerekli durumlarda TESE işlemi uygulanabilir.
SPERM YIKAMA TEKNİKLERİ NEDİR ?
1-Swim-up (Yüzdürme)
2- Gradient (Çöktürme)
Svim-up (Yüzdürme): Hastadan alınan ejekülat (sperm) örneğinin midyumla yıkanarak , hareketli ve hızlı sperm hücrelerinin elde edilmesidir. Not: Svim-up yöntemi hareketliliği , sayısı, morfolojisi iyi olan sperm örneklerine uygulanır. Gradient (Çöktürme): Hastadan alınan ejekülat sperm örneğinin özel bir midyumdan süzülerek, çöktürülmesi ile yapılan işlemdir. Not: Gradient yöntemi sayısı hareketliliği ve morfolojisi bozuk olan sperm örneklerine uygulanır. Her iki yıkama tekniğinde de amaç en iyi kalitede sperm hücrelerinin elde edilerek doktor tarafından uygun görülen işlemde uygulanmasıdır



GENETİK TANI AMAÇLI BİYOPSİ İŞLEMİNİN EMBRİYONUN İLERİ GELİŞİMİNE ZARARI VAR MIDIR ? 
Biyopsi işlemi embriyonun 7 veya daha fazla hücre (blastomer) içerdiği dönemde uygun teknik şartlarda ve tecrübeli kişiler tarafından yapıldığı zaman embriyonun ileri gelişimine zarar vermemektedir.
TRANSFER EDİLMEDEN ÖNCE EMBRİYOLARA İŞLEM YAPILIYOR MU ? 
Embriyoların gelişiminin 3. gününde "Assisted Hatching" (traşlama, soyma) işlemi rutin olarak kullanılmaktadır. Bu işlemi 35 yaş üzeri, bazal hormon değerleri yüksek olan, önceki uygulamalarda iyi embriyo transferine rağmen gebelik oluşmayan yumurtanın zarının kalın olduğu durumlarda, içerisindeki istenmeyen artıkların temizlenmesi gereken olgularda ve genetik araştırma yapılması için biyopsi alınacak vakalarda uygulanmaktadır.
LAZER YÖNTEMİ NEDİR ? SİZDE KULLANILIYOR MU ?
Embriyoyu çevreleyen zarın inceltilmesi işlemi sırasında mekanik işlemler ve asitle birlikte lazer cihazı da dış cidarının tıraşlanması amacı ile uygulanmaktadır. Hastanemizde lazer cihazı kullanılmaktadır. Lazer kullanımının diğer yöntemlere üstünlüğü gösterilememiştir.
TRANSFER EDİLEN EMBRİYOLARIN İYİ KALİTEDE OLMASINA RAĞMEN TUTUNAMAMA SEBEPLERİ NELERDİR ?
İyi kalitede 2-3 embriyo transferine rağmen tekrarlayan başarısızlıklarda öncelikle daha ileri tetkikler ile çiftler araştırmalıdır. Kadın ve erkeğin genetik incelenmesi, bu olası endokrin hastalıklar, kanda pırtılaşmayı artırıcı faktörlerin varlığı, rahim içinin histeroskopi veya histerofigrafi ile değerlendirilmesi gibi. Fakat yaklaşık %20–25 hasta grubunda herhangi bir neden sayılamaz. Araştırılan faktörlere rağmen bir neden bulunmayan olgularda daha ileri immunolojik incelemeler (her iki partner için de ) gerekmektedir.
EMBRİYOLAR DONDURULABİLİYOR MU ?
Merkezimizde embriyoların dondurulma işlemi, transfer için gerekli olan sayıdan daha fazla ve iyi kalitede embriyo elde edilmesi sonucunda yapılmaktadır. Transfer edilen embriyolar ile benzer kalitede en az 3–4 adet embriyonun daha mevcut olması durumunda dondurma işlemi yapılmaktadır. Embriyolar l. ve 5. günler arasında dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar, hastanemizde, Sağlık Bakanlığı'nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçirmemek şartıyla saklanmaktadır.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE DIŞ GEBELİK OLUŞMA ŞANSI VAR MIDIR ?
Doğal olarak oluşan gebeliklerde olduğu gibi Tüp bebek uygulanan hastaların da % 2-3 ünde dış gebelik görülebilmektedir. Hatta bu oran kendiliğinden gelişen gebeliklerde ortaya çıkan dış gebelik oranından biraz daha fazladır. Çünkü tüp bebek uygulaması gerektiren kadınların bir kısmında sebep zaten tüplerdeki problemlerdir. Bazen bu problemler tüpü tamamen tıkamak yerine kısmi bir tıkanıklığa yol açmışsa transfer sonrası embriyoların tüpün içersine geçip burada dış gebeliğe yol açmasına da söz konusu olabilmektedir. Tüp Bebek tedavisi sonrasında kanda gebelik hormonu yeterli düzeyde yükselmeyen hastalar dış gebelik yönünden mutlaka takibe alınır. Daha sonra belirli bir hormon düzeyine karşın, ultrasonografide gebelik saptanmaması veya gebeliğin USG ile rahim dışında gebelik izlenmesiyle tanı konulmaktadır. Dış gebelik tanısı alan hastalarda tedavi genellikle cerrahi olup, daha çok laparoskopik olarak yapılmaktadır. Bazı hastalarda sadece gözlemle dış gebelik gerileyebilir veya dışardan verilen bir ilaçla (Methotrexate) ile de sonlandırılabilir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BİRÇOK UYGULAMAYA RAĞMEN GEBELİK GERÇEKLEŞMEZSE HANGİ İNCELEMELER YAPILMAKTADIR ?
TİB (tekrarlayan implantasyon / tutunma başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embriyolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama durumunda kullandığımız bir terimdir. Bu gibi olgularda genellikle altta yatan sebep olabilecek bazı durumları ortaya koymak için birtakım testler uygulamaktayız; çiftin ikisinden beraber istenen periferik karyotip dediğimiz genetik testler ile muhtemel kromozom problemini araştırmak, rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekmek veya histeroskopi denilen operasyonu gerçekleştirmek, kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek, prolaktin hormonu problemlerini ve de tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.
YÜKSEK FSH DEĞERLERİ NEYİ GÖSTERİR ? HANGİ FSH DEĞERİNDE ÇİFT TEDAVİYE KABUL EDİLMİYOR ?
FSH (Follikül Stimülan Hormon) hormonu beyindeki hipofiz bezinden salınan ve kadının yumurtalıklarını uyararak follikül adı verilen yapıların içerisinde bulunan yumurtaların gelişimini sağlayan bir hormondur. Yumurtalık rezervi azalan yani yumurta gelişimi ve hormon salgılama kapasitesi azalmayan başlayan bayanlarda FSH hormonu yavaş yavaş yükselmeye başlayarak bu eksikliği telafi etmeye çalışır. Bu yükseliş vücudun doğal dengeyi sağlama mekanizmasıdır. Genel olarak kabul edilen; 3. gün bakılan FSH değerinin 10 mIU/ml ‘ nin altında olmasının yumurtalık rezervinin normal olduğunu yansıttığıdır. Daha yüksek değerler yumurtalıkların rezervinin azaldığını işaret eder. 10–15 arası değerlerde tedaviden az sayıda yumurta elde edileceği ve gebelik şansının azaldığı anlaşılır. 15–20 arası değerlerde ise şansın çok azaldığı bilinmektedir. 20’den daha yüksek 3. gün FSH değerlerinde ise Tüp Bebek Tedavisiyle sonuç alınması ve gebelik oluşması pek mümkün görülmemektedir. Dolayısıyla daha yüksek değerlerde genellikle çift bilgilendirilerek tedavi başlatılmamaktadır.
YÜKSEK DOZDA HORMON KULLANILMASI YUMURTALKILARA ZARAR VERİR Mİ ?
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçların ve hormon uygulamalarının yumurtalık kapasitesine zarar verdiği bilimsel olarak gösterilmemiştir. Ancak yaşı 35 ve yukarısında olan bayanlarda yumurtalık rezervinin yıllar içersinde süratle azaldığı bilinmekte ve bu yaşlarda bir iki yıl ara verilerek yapılan denemelerde yumurtalıkların verdiği yanıtın azaldığı açıkça gözlenmektedir.
İKİ TÜP BEBEK UYGULAMASI ARASINDAKİ SÜRE NE KADAR OLMALI ?
İkinci deneme için ortalama 2 ay ara vermek yeterlidir. Yumurtalıkların çok sayıda yumurta içerdiği ve büyük boyutlara ulaştığı kişilerde normal boyutlara dönmesi beklenmektedir. Az sayıda yumurtası olan ve yumurtalık boyutları küçük olan bayanlarda 1 ay sonra dahi ikinci denemeye başlanılabilmektedir. Uzun bir ara verilmesi ile daha kısa ara verilmesi arasında tedavinin başarısı arasında fark saptanmamıştır. Verilecek aralığın uzunluğunda önemli olan çiftin ikinci bir tedaviye maddi ve manevi olarak hazır olmasıdır. İlk üç deneme için gebelik şansı aşağı yukarı her deneme için aynı kaldığı halde daha sonraki denemelerde şansın biraz azaldığı bilinmektedir.
TÜP BEBEK UYGULAMASI BAŞARISIZ OLURSA DONDURULMUŞ EMBRİYOLARI NE ZAMAN VEREBİLİRİZ ?
Ortalama 1-2 aylık bir ara sonrasında dondurulmuş embriyolar çözülerek ana rahmine transfer edilebilir. Sadece 2 hafta boyunca rahim içini kalınlaştıran ilaçlar kullanılarak bu işlem yapılabilir, tedavi süresince iki defa ultrasonografi muayenesi de yeterli olmaktadır. Dolayısıyla normal tüp bebek tedavisine göre çok daha kolay ve az masraflı bir tedavi şeklidir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE CİNSİYET BELİRLEYEBİLİR MİYİZ ?
Hayır bu yöntem Türkiye'de kanunlarla kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak cinsiyete bağlı geçiş gösteren kalıtımsal hastalık durumu söz konusu olabilir. Bu durumda PGT ile cinsiyet tayini yapılabilir.
İNFERTİLİTE'NİN OLUŞMASINDA GENETİK FAKTÖRLERİN ROLÜ NEDİR ?
Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilisinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde patojenik sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozukluklarıda spermatogenezde, dolayısıyla da fertilizasyonda problemlere neden olur. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kalman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1 ) gen mutasyonları ile Androjen Reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir. Ayrıca sekonder infertil olarak adlandırılan tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı gözlenebilir.
ICSI UYGULAMASINDA BEBEKTE KROMOZOMAL BOZUKLUK RİSKİ ARTIYOR MU ?
ICSI yani mikroenjeksiyon uygulaması şekil, hareketlilik gibi kriterlerle seçilen spermin yumurta içerisine mekanik olarak verilmesiyle yapılır. Bu durum, döllenme için doğal olarak gerçekleşmesi gereken bazı basamakların atlanmasına neden olur ve embriyolarda anne veya babadan kalıtılmayan yeni kromozomal bozuklukların oluşumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu bozukluklar 23 çift kromozomda sayısal veya yapısal olarak ortaya çıkabilir. Sayısal bozukluklarda kromozomların tek kalması (monozomi) veya üç tane olması (trizomi) gözlenebilirken, yapısal bozukluklar kromozomlar arası parça değişimi (translokasyon), mikrodelesyon, duplikasyon olarak gözlenir. Ancak bu problemlerin büyük kısmı gebeliğin erken dönemindeki düşüklerle sonlanabilir ve pek azı canlı doğuma ulaşır. Düşüklerin nedenleri arasında genetik bozukluklar önemli bir yer tutar ancak bunun haricinde de birçok etken vardır. Günümüzde mikroenjeksiyon uygulamalarının minor doğumsal kusurları artırıp artırmadığı tartışılmaktadır.
TÜP BEBEK DİNİ AÇIDAN HARAM MIDIR ?
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinin defalarca yaptıkları açıklamalarda, İslam dinine göre, tüp bebeğin haram olmadığı bildirilmiştir. Tüp bebekte, amaç bir evlat sahibi olmaktır. Erkeğin spermlerinin nikahlı olduğu kadının rahmine yerleştirilerek doğum olayının meydana gelmesi kesinlikle günah değildir. İslam dini günah olmayan her türlü oluşuma açıktır. Yetkisiz ağızlardan çıkan iddialara ve kulaktan duyma söylentilere itibar edilmemesi gerekir.